OKUL SERVİS ARAÇLARI

2013-2014 Öğretim eğitim yılının başlaması ile birlikte servis araçlarının karıştığı kazalar da yoğunlaşmaya başladı. Bu nedenle öğrenci ve velilerimizin servis araçları konusunda duyarlıklarını tazelemeleri yararlı olacaktır.

Öğrencilerin can güvenliği ve trafik özenliliği bakımından servis araçları ile ilgili kuralların yeniden gözden geçirilmesi ve kurallara uymanın öneminin anımsatılmasında yarar vardır. Okul servis araçlarında C plakası bulunması zorunludur. Araçlara çalışma iznini Büyük Şehir Belediyesi vermektedir. Ancak, öğrenci ve velilerin de denetlemek, kurallara uyulup uyulmadığını izleme hakları vardır. Kurallara uymayan araçlar hakkında tutanak tutulup, suç duyurusunda bulunulursa trafikten men edilebilirler.

Öğrenci ve veliler de güvenli ulaşım için araçların kurallara uyup uymadıklarına özen göstermeli. Okul servis araçları sürücüleri:

1- Ayakta yolcu taşımamalı,
2- Emniyet kemeri mutlaka takılmalı,
3- Sürücünün dikkatini dağıtacak söz ve davranışlarda bulunulmamalı,
4- Servis araçlarına okul bahçesi içinde inilip, binilmeli,
5- Araç tam olarak durmadan öğrencilerin kalkmasına izin verilmemeli,
6- Araçların cam ve kapılarından dışarıya sarkılmamalı,
7- Ücretler fiyat tarifelerine göre ödenmeli,
8- Veliler, servis aracının plakasını, sürücünün adını ve telefon numarasını öğrenmeli,
9- Şikâyetler, Büyükşehir Belediyesinin 153 no’lu Mavi Masa hattına yapılmalı.

OKUL SERVİS ARAÇLARINDA BULUNMASI GEREKEN DONANIMLAR:
Servis araçlarında çalışma izni ve çalıştığı güzergâhının herkesin görebileceği biçimde bulundurulması gerekir. Ayrıca:

1- Servis araçlarının arka kısmında kırmızı ışıklı DUR levhası, OKUL TAŞITI yazısı bulunmalı. DUR levhasının öğrenci indirip- bindirme sırasında yanması gerekmektedir.
2- Koltuk sayısına göre öğrenci taşınmalı,
3- Araç camları sabit olmalı,
4- Araç kapısı otomatik olup, içerden sürücü tarafından açılmalı,
5- Fiyat tarifeleri aracın ön camının sağ üst kısmında bulunmalı,
6- Okul servis araçları 12 yaşından küçük olmalı,
7- Taşıma esnasında müzik çalınmamalı,
8- Sürücünün kılık kıyafeti düzgün olmalı, sigara içmemeli,
9- Araçlar temiz olmalı, camlarında kırık olmamalı,
10- Her öğrenci için emniyet kemeri bulunmalı ve takılması sağlanmalıdır.
11- İlköğretim, ortaöğretim öğrencileri için rehber öğretmen bulundurulmalı,
12- Hızlı ve trafiği tehlikeye düşürecek biçimde araç kullanılmamalı.
13- İlk yardım çantası ve yangın söndürme cihazı bulundurulmalı,
14- Araçların bakım ve onarımları 6 ayda bir yapılmalı.
26.09.2013 Enver ÖNDER
ÖV-DER

EĞİTİMDE NEREYE?

Enver ÖNDER

2013-2014 öğretim yılına belirsizlikler ve kaos içinde başlanıyor. On yıllık yönetimin beş bakanı, onlarca değişiklikle eğitimi tam bir kargaşa içine soktular. Bu bakanların tek ortak yönleri var: kör topal işleyen eğitim dizgesini bozmak, dağıtmak. Yerine koyduklarını öne sürdükle ilkesiz, kuralsız ve araştırmaya dayanmayan uygulamaları daha uygulanmadan değiştirmek. Bu yaklaşımın adı nereden bakarsanız bakın yalnızca bozmaktır.

Aynı hükümetin bakanları olmalarına karşın birbirlerini tamamlamak, yanlışları doğrularla değiştirmek yerine, her bakan yanlışı daha büyük bir yanlışla düzeltmeye kalkıştı. Yetmedi aynı bakan bir gün içerisinde kendinden menkul yetki ile öne sürdüğü bir yöntemi ertesi gün yanlışın boyutunu büyüterek değiştirdi. Yıllar süren bu çabalardan sonra öğretim eğitim etkinlikleri tanınmaz, izlenemez ve güvenilmez duruma geldi.

Özellikle SBS velilerin, şaşkın, kızgın ve umutsuz duruma düşmelerine neden oldu. Bir yanda herhangi bir okula kaydını yaptıramayan yüz binlerce öğrenci, öte yanda boş kalan kontenjanlar. Bu belirsizliklerin öğrenci ve veliler üzerinde yarattığı sıkıntı yetmiyormuş gibi mahallelerinde evine en yakın okula gidemeyecek öğrenciler, ailelerine her ay yüklü tutarda servis ücreti yükü getirecek. Ayrıca yollarda yitireceği zaman da başka bir yük olacak.

Geçen yıl imam hatip okullarında yığınla boş kadro olmasına karşın bu yılda okul dönüşümlerinin sürdürülmesinin anlamı nedir? “Biz dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz. Bizim ölçütlerimize uymayanlar kendi eğitimini kendi üstlensin,” demektir. İyi de bu yapılan, kamu okullarının gasp edilmesi değil mi? Halkın okullarını halk çocuklarına nasıl kapatırsınız?

Geçmiş yıllarda okulsuz öğrencimiz olmadığı gibi, kırsal kesimde ki kimi okullar taşımalı eğitim gerekçesi ile kapatılmıştı. Şimdi ne oldu, okullar nereye gitti de çocuklarımıza mahalle ya da semtlerinde okul bulunamıyor? Öğretim eğitime darbe vurma, okulların işlevlerini değiştirmek suretiyle yozlaştırılması kimsenin gözünden kaçmıyor. Bir gün bunların geri dönüşü gündeme gelirse hiç kimsenin barıştan, demokrasiden ve birlikte yaşamanın gereklerinden söz etme hakkı olmaz. Eğitimi sınava endeksli olmaktan çıkarmak adına getirilen yeni sistemle 36 sınav önerilmektedir. Bu durum hem sınava endeksliliği yoğunlaştıracak hem de dershanelere daha çok gereksinme duyulmasını getirecek.
Genel liselerin kaldırılması, SBS’yi kazanamayan öğrencilerin isteklerine bakılmaksın imam hatip lisesi ya da meslek lisesi seçeneği ile karşı karşıya kalması bir dayatmadır. Genel liselere dokunulmamalı. İmam hatip lisesi açılmak isteniyorsa savaş sanayisine ve başka ülkelerin muhalif güçlerine akıtılan paralarla gerektiği denli imam hatip lisesi açılabilir.
Eğitim kurumlarını, meslekten olmayan, insan ve yurttaş yetiştirme felsefesinden yoksun, niteliksiz sözde eğitimcilerin elinden kurtarmak herkes için kaçınılmazdır. Akşamdan sabaha değiştirilerek getirilen önerilerin hiçbir eğitim bilimsel temeli ve altyapısı yok. Eğitimcilerin örgütleriyle, eğitim uzmanlarıyla ve bu etkinlikte taraf olan, yapılan işlerden doğrudan etkilenen öğrenci, öğretmen ve velilerle görüşmeden alınan kararların elbet ayağı yere basmayacaktır.

Tıpkı, Milli Eğitim Bakanının “Her okulda bir iki iyi öğretmen var,” demesi gibi. Sayın bakan hangi ölçüte dayanarak, hangi araştırmadan yola çıkarak böyle bir açıklama yapıyor, anlamakta zorlanıyoruz. Oysa bizim bildiğimiz öğretmenlerimizin hepsi iyidir. Yalnızca yöneticilerinin eğitim alanı ile ve topluma saygı ile tanışıklığı yoktur. 15.09.2013

 

OKULLAR AÇILIYOR MU?

Okullar açılmadan, okulun işlevini ve öğrenciye yüklenebilecek sorumluluğu ispiyonculuğa yönlendirmeye başladılar. Okullarda yönetici ve öğretmenlerle öğrencilere gezi eylemlerine katılan öğretmenlerin adları sorulmaktadır.

Bu hiçbir hukuk devleti anlayışının kabul edemeyeceği zaptiye yöntemidir. Öğretmen görevini bırakıp eyleme katılmışsa bunun için başka bir tanığa ya da muhbir yurttaşa gereksinim yoktur. Dinlenme, döneminde, görevli olmadığı zamanlarda nerelerde ne yaptığı ise öğrencilerinin ve meslektaşlarının bilmesi gereken bir durum değildir. Okulların hepsini Anadolu lisesi yapacağız açıklamasının altından tüm liselerin imam hatip okulu yapılması çıktı. Bu da; bir yandan öğrencileri istemedikleri okula kaydolmak zorunluluğu ile karşı karşıya bırakacak, öte yandan hiç gerek yokken ikili eğitime geçilmesini getirecek.

Hiçbir ön hazırlık yapılmadan, ben yaptım oldu mantığı ile genel liselerin kapatılması yeni bir kaosun doğmasına neden olacaktır. Anadolu Liselerine kayıt yaptıramayan öğrenciler, okulsuz kalmak, seçmedikleri okullara taşınmak zorunda kalacaklar.

İmam hatip okullarının açılmasına kimsenin itirazı yok. Ancak, eğitim sistemini bir bütün olarak şirazesinden çıkarmak çocuklarımıza ve topluma ihanettir. Geçen öğretim yılında açılan 1141 imam hatip ortaokulundan 120’sine hiç kayıt yapılmamış iken, bu yıl genel liselerinin tümünü Anadolu lisesine dönüştürüyoruz bahanesi ile imam hatip okulu sayısının çoğaltılması topluma bir dayatmadır.

2012-2013 öğretim yılında lise eğitimi veren 1111 ortaöğretim kurumunun tamamının Anadolu lisesi, imam hatip lisesi ya da meslek lisesine dönüştürülmesinin eğitim bilimle açıklanabilecek bir yanı var mıdır? Bu durum kamuoyunda tartışıldı mı, veli çoğunluğu ve öğrenciler bu uygulamaya sıcak bakıyor mu? SBS’yi kazanamayan 574 bin öğrencinin durumu ne olacak? Bu çocuklarımızı sizin seçiminize göre okullara gönderirseniz, orada doğacak sorunlar, uyumsuzluklar ve başarısızlıkların sorumlusu kim olacak?

Bu, öğretim eğitim düzenlemesi değil öğrenciler cezalandırma yöntemidir. 49 449 öğrenci hiçbir ilk ve ortaöğretim kurumuna kayıt yaptırmamışken, 787 121 öğrencinin kayıtlı olmalarına karşın devamları sağlanamamışken mevcut okulları gereksiz işlere ayırarak öğrencileri okullarından ve mahallelerinden koparacak düzenlemeler, düzensizlik getirir.

MEB, bilimsel eğitim politikaları belirleyerek, politikalar arasında eşgüdüm sağlayarak, toplumun ortak isteklerini yerine getirerek, öğrencilere özgür bir eğitim ortamı sağlamak durumundadır.

Gezi direnişine destek verdiği için öğretim üyesinin görevine son veren anlayış bilim mi istiyor biat mı? Ailelere ileti göndererek çocuklarına karşı cins ayrımcı yaklaşım öneren bakanlık gerçekten utanılacak durumdadır. Hem öneriler çağ dışıdır, hem de velilerin elektronik bilgilerinin ayağa düşürülmüş olması sorumsuzluktur.

Özel okul sahiplerinin elde ettikleri bu bilgileri, okullarını pazarlama ve velilerle pazarlık aracı olarak kullanmaları insanın aklına acaba bu bakanlık devletin eğitim kurumlarının bakanlığı mı özel okul finans kurumu mu? Sorusunu getiriyor. Kamu adına kamu düşmanlığı zorlu bir çelişkidir. Bu çelişki yaratıcısını da yutar. Biraz değerbilir olmakta yarar var.
ÖV-DER 01.09.2013

 

KILIK KIYAFET

Eski kılık kıyafet uygulamaları öyle sahip çıkılıp, savunulacak uygulamalar değildi. Ancak yanlış daha büyük bir yanlışla düzeltilmez. Kılık kıyafetin serbest bırakılması doğru bir uygulama değil. Bu çocuklarımızın, gelişme ve özgürleşme yolunda önünü açma amacı taşıyan bir düzenleme değil, türbanın önünü açma ve eğitimin piyasalaştırılması amacına yönelik bir çabadır.

Okulda olsun; kaderde, kıvançta, tasada bir olabilen, başkalarını da kendisi görebilen iöğrencilerin derse ve öğrenmeye uyumu yaşam yoluyla sağlanmaktaydı. Bu serbesti ile defileye gider gibi her biri ayrı telden giyinen öğrenciler arasında öğrenme amacını ortaklaştırmak bile güç.

Çocuklarımız moda yarışına girecek, ailelerin gelir dağılımı dengesizliği dersliklere yansıyacak, tüketimin pompalanmasına neden olacaktır. Bu da çocuklar arasında kıskançlıkların kırgınlıkların bütünleşememenin yolunu açacaktır.

Çocuklar dikkatlerini derslere yoğunlaştıramayacak, öğretim eğitimin verimi düşecektir. Velilerin yükü artacak, öğrenci ile ailesinin ilişkileri bozulacak ve belki kimi öğrencilerin okulu bırakmalarına bile neden olacaktır.

Bütün bu sakıncalar yetmiyormuş gibi bir de kumpasçı bir anlayışa pirim verilecektir. Adını kılık kıyafet serbestisi koyduk ya etekler diz üstünde olmayacak, körpecik çocuklar kısa kollu giysi giyemeyecek. Bir yığın denetleme ve sınırlama, insanın sorası geliyor. Serbestlik böyle mi oluyor? Yoksa bu iki temel amacın örtüsü müdür: Birincisi, turbana fiilen dokunulmazlık kazandırmak. İkincisi de çocukları tüketim nesnesi olarak görmek...

Bir gece ansızın gelebilen baskın yönetmeliklerle insanları ve eğitim alanını şaşkına çevirmek yerine velilerden, eğitimcilerden ve giyim uzmanlarından oluşturulacak bir kurul aracılığı ile üniforma özelliği taşımayacak, tüketimi körüklemeyecek, çocuklar arasında ayrıcalık oluşturmayacak daha alçakgönüllü ve kolay sağlanabilecek kıyafet belirlenebilir.

Böyle bir yaklaşım, çocuklarımızın marka yarışı içine girmek, tüketim çılgınlığına yönelmek yerine; takım olma, birlikte daha pratik yaşama rahatlığına kavuşmalarını sağlar.

Hâlâ zaman geçmiş sayılmazı biz öğrenci velileri olarak böyle yetkin kurulca belirlenecek kıyafet birliği öneriyoruz. 02.12.2012

1 Mayıs

1 MayısTüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) Genel Başkanı Enver Önder,
yayınladığı bir mesajla "birlik, dayanışma ve mücadele" günü olan 1 Mayıs Emekçiler gününü kutladı.

Enver Önder mesajında "işsizlik, açlık, yoksulluk her geçen gün artığını belirterek barış için, özgürlük için, demokrasi için, iş için, savaşsız bir dünyada sömürüsüz, baskısız, insan onuruna yaraşır bir yaşam için mücadelemiz sürecek.
Biz sosyal adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi istiyoruz.
Biz özgürlükçü, eşitlikçi, sivil demokratik bir anayasa ve yasalar için, İnanç ve düşünce özgürlüğü için sesimizi yükseltiyor, Özgürlükten, demokrasiden, barıştan ve sosyal devletten vazgeçmeyeceğimizi ilan ediyoruz.

ÖVDER'den açıklama

Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) Genel Başkanı Enver Önder,“Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Eğitim hizmeti vermek devletin en temel görevidir. Kaç kişiye ne kadar yardım verdiği önemli değil, önemli olan bu çocukları ve aileleri bu yardıma muhtaç bırakmamaktır” dedi. 20 kişilik bir sınıfta 10 öğrencinin yardım alması durumunda bu öğrencilerin arasında zengin ve fakir ayrımının yaratılacağını da belirten Önder, “Bu çocuklara eşit ve demokratik eğitimi bu şekilde vermek mümkün değildir. Daha ilköğretim sıralarında kast sistemi bu şekilde uygulanmaktadır. Devlet eğitimi masrafsız duruma getirdiği takdirde zaten bu yardımlara ihtiyaç kalmayacaktır." 01.05.2011